İsmil Kaplıca ve Termal Tatil Köyü Konya’nın doğusunda Konya’ya 50 kilometre uzaklıkta ereğli karapınar yolu 50. kilometrede ismil kaplıcasının hemen yanıbaşındadır
Türkiye ve Dünyanın çesitli merkezlerinden gelen insanlarin Kültür-Ticaret sanat bağlantısı ile birleştirecek olan komples olan tesis şifa kaynağı hem bir kaplıca ve termal tesis hem tasarım ve dizaynıyla tatil ve dinlenme merkezi, hem de bütün canlılığı ile insanlarimizin tabi ihtiyaçlari ile sosyo kültürel degerlerinin ve manevi etik normlarının ön plana çıkarıldığı termal komplekste bütün bu ihtiyaç ve degerler evlerin mimari yapilarından ahşap lambir tasarımlarına tüm görsel güzelliklere tüm görselliğe yansıtılmış Belirli noktalarda kuş için için barınakların oluşturulavağı ismil kaplıcalarında
Termal basınçlı duşlar, halka açık bölümler, çamur terapi masajı, jimnastik salonları, su oyunlarının oynanabileceği termal havuzlar, yürüyüş parkurları, güneşlenme, eğlence mekanları, botanik bahçesi, tenis ve golf sahaları, seracılık ve tıbbi bitki üretim merkezleri şeklinde tasarlanan İsmil Kaplıcaları, geleceğin termal merkezi olmaya aday gösteriliyor.
12 Ağustos 2008 Salı
GAZLIGÖL KAPLICALARI
Gazlıgöl Kaplıcası : Afyonkarahisar İli’ne bağlı İhsaniye ilçesi, Gazlıgöl Beldesindedir.Gazlıgöle Nasıl Gidilir : Afyonkarahisar İl merkezine 25 km mesafede olan kaplıca Afyon-Eskişehir karayolu üzerinde bulunmaktadır. Ayrıca Gazlıgöl Beldesi içinden geçen demiryolu ile ulaşım sağlanabilmektedir. Hava yolu ile ulaşımda en yakın havaalanı olarak Afyon İl Merkezine yaklaşık 170 km. mesafedeki Isparta Süleyman Demirel Havaalanı ile yaklaşık 233 km uzaklıktaki Ankara Esenboğa Havaalanından yararlanılabilmektedir.
Gazlıgöl Tedavide (Endikasyon) nelere iyi gelir : Romatizmal hastalıklar (iltihaplı eklem romatizması), kireçlenme, Ankilozan spondilit (omurganın zamanla hareketsiz hale geldiği hastalık türü), kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları, cilt hastalıkları, kemik hastalıkları, kadın hastalıklarına, İçme kürü olarak; ağrılı ve spazmlı böbrek hastalıkları, safra yolları ve karaciğer rahatsızlıklarında olumlu etkisi görülmektedir.
Gazlıgöl Termal Suyu Özellikleri :Fiziksel Özellikler :Renksiz, kokusuz, gazlıKimyasal Özellikler:Sodyum bikarbonat, Karbondioksit ve hidrojen sülfürToplam Mineralizasyon :3443,16 mg/lt.Sıcaklık:64 ºC
Gazlıgölde Kalacak Yerler : Kaplıca alanında toplam yatak kapasitesi yaklaşık 1000 olan çok sayıda otel ve pansiyon bulunmaktadır.
Gazlıgöl Tedavide (Endikasyon) nelere iyi gelir : Romatizmal hastalıklar (iltihaplı eklem romatizması), kireçlenme, Ankilozan spondilit (omurganın zamanla hareketsiz hale geldiği hastalık türü), kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları, cilt hastalıkları, kemik hastalıkları, kadın hastalıklarına, İçme kürü olarak; ağrılı ve spazmlı böbrek hastalıkları, safra yolları ve karaciğer rahatsızlıklarında olumlu etkisi görülmektedir.
Gazlıgöl Termal Suyu Özellikleri :Fiziksel Özellikler :Renksiz, kokusuz, gazlıKimyasal Özellikler:Sodyum bikarbonat, Karbondioksit ve hidrojen sülfürToplam Mineralizasyon :3443,16 mg/lt.Sıcaklık:64 ºC
Gazlıgölde Kalacak Yerler : Kaplıca alanında toplam yatak kapasitesi yaklaşık 1000 olan çok sayıda otel ve pansiyon bulunmaktadır.
TUZLA KAPLICALARI TERMAL TESİSLERİ
Tuzla Kaplıcaları Termal Tesisleri :
Tuzla Kaplıcaları Sağlık ve Turizm Tesisleri İstanbul Tuzla İçmeler’inde bulunan çam ağaçlarıyla kaplı 70 dönümlük bir alan üzerinde kurulmuş, modern ve tarihi bir tesistir. Tesis resmi olarak turizm bakanlığından işletme alanında 1 yıldız, yatırım alanında 4 yıldızlıdır.
Tuzla Kaplıcalarına Ulaşım:E5 Karayolunun 400 metre Güneyinde sahil yolu üzerinde, Sabiha Gökçen Havalimanına 17 Km. uzaklıkta Tuzla ilçesinde İçmeler tren istasyonunun yanında bulunmaktadır. İstanbul üzerinden her türlü ulaşımı çok kolaydır.
Kaplıca Suyu Özellikleri:Sodyum Klorürlü (toplam NaCl 1300mg/L) mineralli hipotermal doğal çıkışlı su.
Kaplıca Donanımları:1 adet kapalı termomineral su havuzu bulunmaktadır. 2 adet sıra banyo(küvet) bulunmaktadır. Ayrıca otel odalarına termomineral su verilmektedir.
Hekim ve Diğer Sağlık Personeli Durumu:Tesiste part-time çalışan 1 fizik tedavi ve rehabilitasyon uzman, 1 hemşire, masöz ve masörler bulunmaktadır.
Tuzla İçmeleri mineral kaynak suları :
1300 lü yıllardan beri insanlara şifa dağıtmakta birçok hastalığa doğal yoldan tedavi imkanı sağlamaktadır. Şifalı suların faydaları Çapa Tıp Fakültesi’nde Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji kürsüsü tarafından yapılan deneylerle onaylanmıştır.
Tuzla Kaplıcaları Nelere iyi gelir :
KABIZLIK (Bağırsak Tembelliği): Yedi günlük içme kürü metabolizmayı hızlandırarak, safra kesesi tembelliğini gidererek ifrazatı arttırıp bağırsak tembelliğini kalıcı çözüme kavuşturur. Her sabah aç karnına yataktan kalkar kalkmaz içilecek iki bardak mineral su sinirim sistemini ve tüm metabolizmayı rahatlatıp zindelikverecektir. Oturarak iş yapma durumunda olanların hastalığı olan kabızlık için sabah ve gün içinde su yerine mineral su içmek kolay ve sağlıklı bir çözümdür. BÖBREKLER : Suyumuzun yüzyıllardan beri en meşhur bilinen özelliği böbrek taşı düşürme özelliğidir. Su içinde bulunan magnezyum, kalsiyum ve sülfat mineralleri böbrek ve idrar yollarındaki bazı taşları erittiği gibi yeni taş oluşmasını engelleyici etkiye sahiptir.İdrar yolu enfeksiyonlarında da yine iltihabı atma özelliği vardır. Mineralli sular böbrek fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olur.Böbrek taşı ve kumu için üç günlük içme kürü önerilir. KRONİK BEL AĞRILARI VE FITIKLARI : Suyumuzun küvet ve havuzlarımızda 15-21 günlük banyo kürü olarak kullanılması halinde,basınç ağrı eşiğini düşürerek ağrı hissini azaltmakta ve havuz içi yapılan egzersizlerle bel hareketliliğini arttırmaktadır. ÇOCUKLARDA SAĞLIKLI KEMİK GELİŞİMİNDE : Suyumuzun kemik mineral yoğunluğu üzerindeki olumlu etkisi magnezyum içeriği yanında, yüksek kalsiyum içeriği ile (221 mg/L) daha da kuvvetlenmektedir. KARACİĞER VE SAFRA KESESİ HASTALIKLARI : Suyumuz safra kesesi tembelliğinde, safra kesesi ameliyatlarından sonra ortaya çıkan hazımsızlıkları tedavisinde çok iyi neticeler vermektedir. Ancak ilerlemiş siroz ve hepatit hastalıklarında kaplıcaya gitmek kanamayı ve akıntıyı arttıracağından tavsiye edilmemektedir. Kollesterol, lipit, trigliserit düşürmek için çok faydalıdır. İyi bir düşürücüdür. Safra kesesi ve sürekli bağırsak tembelliğinde en az yedi günlük içme kürü tavsiye edilir. Karaciğer bozukluğu ve yağlanması, kan metabolizması içinse yirmibir günlük içme kürü tavsiye edilir. ROMATİZMALAR : Banyo kürü iltihabı romatizma da, ateşli devrede atladıldıktan sonra uygulanırsa destekleyici tedavi etkisi gösterir. Mafsallardaki ağrı azalır, ateş ve nabız normale döner, halsizlik ve iştahsızlık sona erer. Suyumuz özellikle romatizma çeşitlerinden romatoid arttritte çok iyi sonuçlar vermektedir. Bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan eklem tutkunluklarını ve ağrıyı azaltmada yararlıdır. Romatizmanın çeşidine ve devresine göre onbeş günlük veya yirmibir günlük banyo kürü tavsiye edilir. ŞEKER HASTALIĞINDA : TuzLa içmeleri mineralli suları, pankreası düzenler çalışmasını engelleyen toksin ve asalakların atılmasını sağlar, pankreasın ensülin salgılama ve diğer görevlerini yapmasında etkili olur. Şekeri düşürür ve şekerin dokulara geçiş hızını arttırır, karaciğerin kana şeker verme hızını azaltır. Böylece vücudun şeker dengesini sağlar. Şeker hastalığı için yirmibir günlük içme kürü tavsiye edilir.
KALP VE DAMAR HASTALIKLARINDA : Magnezyumun kalp ve damar üzerindeki olumlu etkileri tüm ansiklopedilerde anlatılmaktadır. Magnezyumun suymuzuda bol miktarda mevcut olması kan yağlarındaki çözülüm ve atılımın yanı sıra kandaki pıhtılaşmayı çözücü olması literatür kaynak bilimsel yayınlardandır. Sıcak mineralli suların tansiyonu normal seviyeye getirme özellikleri vardır. Özellikle damar sertliğine bağlı tansiyon problemlerinde kaplıcalar çok iyi netice vermekte, dokuların solunumunu arttırarak damarları genişletmektedirler. Böylece kan dolaşımı normal seviyeye gelmektedir.
MİDE HASTALIKLARI : Mineralli sular, mide salgılarını arttırarak sindirim sisteminin hareketini arttırırlar. Mide asidini nötralize ederek iltihabi süreçleri engellerler iyileştirici etki sağlarlar. Yemeklerden önce içilmesi halinde mide yanmasını önlerler. Midedeki yiyeceklerin sindirimini ve emilimini arttırırlar. ŞİŞMANLIK : Suyumuz banyo kürü ve içme kürü şeklinde uygulandığında vücuttaki depolanmış yağları yakarak fazla kiloların atılmasını sağlar ayrıca böbrek faaliyetini arttırarak vücuttan su ve tuzun bol miktarda atılımını sağlar. Kilo vermede yirmibir günlük kür tavsiye edilir. Zayıflamak isteyenlerin yiyerek ancak üç günlük kür sonrasında her yemekten önce üç bardak mineral su içildiğinde sarkmasız sağlıklı zayıflama net bir sonuçtur. CİLT SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI : Mineral sular ucuz bir güzellik iksiridir. Suyun içerdiği magnezyum ve potasyumun hücre yenileme ve söktürücülüğü sayesinde cilt için hem içme kürü hem de banyo kürü olarak kullanıldığında cilt sağlığı ve güzelliğinde önemli iyileşmeler sağlar. Kan dolaşımını arttırarak ciltteki yorgun ve solgun görünümü yok eder, canlı bir görünüm kazandırır. Ayrıca ciltteki akne ve sivilcelerin tedavisinde etkilidir. Cilt döküntüsü yaralar ve ciltte bozukluk için yirmibir günlük içme ve banyo kürü tavsiye edilir. Tuzla İçmeceleri Tarihçesi :
Tuzla içmelerine dair elimizdeki en eski bilgiler, 1611 tarihli EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ’ ne dayanmaktadır. Evliya Çelebi Tuzla İçmelerinin ününü duyup gelmiş ve seyahatnamesinde Tuzla İçmelerinden bakın nasıl bahsetmiştir. “Efsaf-ı ab-ı müshilat, içme (bağırsakları yumuşak tutan içme suyu) Her sene mah-ı temmuzda kiraz mevsiminde cümle istambol’dan ve gayrı büleydelerden nice bin adem cem’olup çadırlarında bir saz(u) söz uayş ve nuş edüp kırk gün kırk gice leb’i deryada top u tüfenk ve fişenk şamdanları olur kim diller ile tab’ir ve tavsif olunmaz. Ehl’i derd olup ahlat-ı faside marazına mübtela olanlar bunda üç gün üç gice İçme suyundan nuş edüp biemrillahi Te’ala kimi istifrağ edüp sarı sarı ve yeşil yeşil safra ve sevda ve balgam ve ahlatlar çıkar kim rayiha-i habisinden adem helak mertebesine varır…” Tarihi bu kadar eskiye dayanan Tuzla İçmelerinin insan sağlığı için önemini anlayan Mustafa Kemal Atatürk’ ün emri ile 1927 yılında, arazinin imtiyaz hakkı üç doktor ve iki iş adamının kurduğu Anonim Şirkete verilmiştir. 1927 yılında kurulan Tuzla İçmeler A.Ş. Günümüze kadar gelmekle birlikte 1970 yılından itibaren iyi işletilmemiş ve ihmal edilmiştir. 1990 yılında Yönetim Kurulunun değişmesinden itibaren Tuzla İçmeleri yeni ve modern çehresine kavuşmaya başlamıştır. Yeni yönetim kurulu 1991 yılında bu eşsiz doğal zenginliği koruma altına aldırmak için anıtlar kuruluna müracaat etmiştir. Daha sonra 1993 yılında İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji AnaBilim Dalı Araştırma ve Uygulama Merkezi ile temasa geçilmiş kaynak suyu analizleri yaptırılmış, suyun nitelikleri ve tıbbi raporu tam olarak tespit edilmiştir. 1990 yılından beri gerek Büyük İçmelerde gerekse Küçük İçmelerde yatırımlara başlanmış ve on yılların yıprattığı tesisler restore edilmiştir. Her şeyin ötesinde mineral suların ulusal bir hazine olduğunun bilincinde olan yönetimimiz üniversiteden destek ve danışmanlık alarak Tuzla Kaplıcalarının Türkiye ekonomisine en üst düzeyde katkısını sağlamayı amaç edinmiştir.
Tuzla Kaplıcaları Sağlık ve Turizm Tesisleri İstanbul Tuzla İçmeler’inde bulunan çam ağaçlarıyla kaplı 70 dönümlük bir alan üzerinde kurulmuş, modern ve tarihi bir tesistir. Tesis resmi olarak turizm bakanlığından işletme alanında 1 yıldız, yatırım alanında 4 yıldızlıdır.
Tuzla Kaplıcalarına Ulaşım:E5 Karayolunun 400 metre Güneyinde sahil yolu üzerinde, Sabiha Gökçen Havalimanına 17 Km. uzaklıkta Tuzla ilçesinde İçmeler tren istasyonunun yanında bulunmaktadır. İstanbul üzerinden her türlü ulaşımı çok kolaydır.
Kaplıca Suyu Özellikleri:Sodyum Klorürlü (toplam NaCl 1300mg/L) mineralli hipotermal doğal çıkışlı su.
Kaplıca Donanımları:1 adet kapalı termomineral su havuzu bulunmaktadır. 2 adet sıra banyo(küvet) bulunmaktadır. Ayrıca otel odalarına termomineral su verilmektedir.
Hekim ve Diğer Sağlık Personeli Durumu:Tesiste part-time çalışan 1 fizik tedavi ve rehabilitasyon uzman, 1 hemşire, masöz ve masörler bulunmaktadır.
Tuzla İçmeleri mineral kaynak suları :
1300 lü yıllardan beri insanlara şifa dağıtmakta birçok hastalığa doğal yoldan tedavi imkanı sağlamaktadır. Şifalı suların faydaları Çapa Tıp Fakültesi’nde Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji kürsüsü tarafından yapılan deneylerle onaylanmıştır.
Tuzla Kaplıcaları Nelere iyi gelir :
KABIZLIK (Bağırsak Tembelliği): Yedi günlük içme kürü metabolizmayı hızlandırarak, safra kesesi tembelliğini gidererek ifrazatı arttırıp bağırsak tembelliğini kalıcı çözüme kavuşturur. Her sabah aç karnına yataktan kalkar kalkmaz içilecek iki bardak mineral su sinirim sistemini ve tüm metabolizmayı rahatlatıp zindelikverecektir. Oturarak iş yapma durumunda olanların hastalığı olan kabızlık için sabah ve gün içinde su yerine mineral su içmek kolay ve sağlıklı bir çözümdür. BÖBREKLER : Suyumuzun yüzyıllardan beri en meşhur bilinen özelliği böbrek taşı düşürme özelliğidir. Su içinde bulunan magnezyum, kalsiyum ve sülfat mineralleri böbrek ve idrar yollarındaki bazı taşları erittiği gibi yeni taş oluşmasını engelleyici etkiye sahiptir.İdrar yolu enfeksiyonlarında da yine iltihabı atma özelliği vardır. Mineralli sular böbrek fonksiyonlarını düzenlemeye yardımcı olur.Böbrek taşı ve kumu için üç günlük içme kürü önerilir. KRONİK BEL AĞRILARI VE FITIKLARI : Suyumuzun küvet ve havuzlarımızda 15-21 günlük banyo kürü olarak kullanılması halinde,basınç ağrı eşiğini düşürerek ağrı hissini azaltmakta ve havuz içi yapılan egzersizlerle bel hareketliliğini arttırmaktadır. ÇOCUKLARDA SAĞLIKLI KEMİK GELİŞİMİNDE : Suyumuzun kemik mineral yoğunluğu üzerindeki olumlu etkisi magnezyum içeriği yanında, yüksek kalsiyum içeriği ile (221 mg/L) daha da kuvvetlenmektedir. KARACİĞER VE SAFRA KESESİ HASTALIKLARI : Suyumuz safra kesesi tembelliğinde, safra kesesi ameliyatlarından sonra ortaya çıkan hazımsızlıkları tedavisinde çok iyi neticeler vermektedir. Ancak ilerlemiş siroz ve hepatit hastalıklarında kaplıcaya gitmek kanamayı ve akıntıyı arttıracağından tavsiye edilmemektedir. Kollesterol, lipit, trigliserit düşürmek için çok faydalıdır. İyi bir düşürücüdür. Safra kesesi ve sürekli bağırsak tembelliğinde en az yedi günlük içme kürü tavsiye edilir. Karaciğer bozukluğu ve yağlanması, kan metabolizması içinse yirmibir günlük içme kürü tavsiye edilir. ROMATİZMALAR : Banyo kürü iltihabı romatizma da, ateşli devrede atladıldıktan sonra uygulanırsa destekleyici tedavi etkisi gösterir. Mafsallardaki ağrı azalır, ateş ve nabız normale döner, halsizlik ve iştahsızlık sona erer. Suyumuz özellikle romatizma çeşitlerinden romatoid arttritte çok iyi sonuçlar vermektedir. Bunun yanı sıra ameliyat sonrasında ortaya çıkan eklem tutkunluklarını ve ağrıyı azaltmada yararlıdır. Romatizmanın çeşidine ve devresine göre onbeş günlük veya yirmibir günlük banyo kürü tavsiye edilir. ŞEKER HASTALIĞINDA : TuzLa içmeleri mineralli suları, pankreası düzenler çalışmasını engelleyen toksin ve asalakların atılmasını sağlar, pankreasın ensülin salgılama ve diğer görevlerini yapmasında etkili olur. Şekeri düşürür ve şekerin dokulara geçiş hızını arttırır, karaciğerin kana şeker verme hızını azaltır. Böylece vücudun şeker dengesini sağlar. Şeker hastalığı için yirmibir günlük içme kürü tavsiye edilir.
KALP VE DAMAR HASTALIKLARINDA : Magnezyumun kalp ve damar üzerindeki olumlu etkileri tüm ansiklopedilerde anlatılmaktadır. Magnezyumun suymuzuda bol miktarda mevcut olması kan yağlarındaki çözülüm ve atılımın yanı sıra kandaki pıhtılaşmayı çözücü olması literatür kaynak bilimsel yayınlardandır. Sıcak mineralli suların tansiyonu normal seviyeye getirme özellikleri vardır. Özellikle damar sertliğine bağlı tansiyon problemlerinde kaplıcalar çok iyi netice vermekte, dokuların solunumunu arttırarak damarları genişletmektedirler. Böylece kan dolaşımı normal seviyeye gelmektedir.
MİDE HASTALIKLARI : Mineralli sular, mide salgılarını arttırarak sindirim sisteminin hareketini arttırırlar. Mide asidini nötralize ederek iltihabi süreçleri engellerler iyileştirici etki sağlarlar. Yemeklerden önce içilmesi halinde mide yanmasını önlerler. Midedeki yiyeceklerin sindirimini ve emilimini arttırırlar. ŞİŞMANLIK : Suyumuz banyo kürü ve içme kürü şeklinde uygulandığında vücuttaki depolanmış yağları yakarak fazla kiloların atılmasını sağlar ayrıca böbrek faaliyetini arttırarak vücuttan su ve tuzun bol miktarda atılımını sağlar. Kilo vermede yirmibir günlük kür tavsiye edilir. Zayıflamak isteyenlerin yiyerek ancak üç günlük kür sonrasında her yemekten önce üç bardak mineral su içildiğinde sarkmasız sağlıklı zayıflama net bir sonuçtur. CİLT SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI : Mineral sular ucuz bir güzellik iksiridir. Suyun içerdiği magnezyum ve potasyumun hücre yenileme ve söktürücülüğü sayesinde cilt için hem içme kürü hem de banyo kürü olarak kullanıldığında cilt sağlığı ve güzelliğinde önemli iyileşmeler sağlar. Kan dolaşımını arttırarak ciltteki yorgun ve solgun görünümü yok eder, canlı bir görünüm kazandırır. Ayrıca ciltteki akne ve sivilcelerin tedavisinde etkilidir. Cilt döküntüsü yaralar ve ciltte bozukluk için yirmibir günlük içme ve banyo kürü tavsiye edilir. Tuzla İçmeceleri Tarihçesi :
Tuzla içmelerine dair elimizdeki en eski bilgiler, 1611 tarihli EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAMESİ’ ne dayanmaktadır. Evliya Çelebi Tuzla İçmelerinin ününü duyup gelmiş ve seyahatnamesinde Tuzla İçmelerinden bakın nasıl bahsetmiştir. “Efsaf-ı ab-ı müshilat, içme (bağırsakları yumuşak tutan içme suyu) Her sene mah-ı temmuzda kiraz mevsiminde cümle istambol’dan ve gayrı büleydelerden nice bin adem cem’olup çadırlarında bir saz(u) söz uayş ve nuş edüp kırk gün kırk gice leb’i deryada top u tüfenk ve fişenk şamdanları olur kim diller ile tab’ir ve tavsif olunmaz. Ehl’i derd olup ahlat-ı faside marazına mübtela olanlar bunda üç gün üç gice İçme suyundan nuş edüp biemrillahi Te’ala kimi istifrağ edüp sarı sarı ve yeşil yeşil safra ve sevda ve balgam ve ahlatlar çıkar kim rayiha-i habisinden adem helak mertebesine varır…” Tarihi bu kadar eskiye dayanan Tuzla İçmelerinin insan sağlığı için önemini anlayan Mustafa Kemal Atatürk’ ün emri ile 1927 yılında, arazinin imtiyaz hakkı üç doktor ve iki iş adamının kurduğu Anonim Şirkete verilmiştir. 1927 yılında kurulan Tuzla İçmeler A.Ş. Günümüze kadar gelmekle birlikte 1970 yılından itibaren iyi işletilmemiş ve ihmal edilmiştir. 1990 yılında Yönetim Kurulunun değişmesinden itibaren Tuzla İçmeleri yeni ve modern çehresine kavuşmaya başlamıştır. Yeni yönetim kurulu 1991 yılında bu eşsiz doğal zenginliği koruma altına aldırmak için anıtlar kuruluna müracaat etmiştir. Daha sonra 1993 yılında İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji AnaBilim Dalı Araştırma ve Uygulama Merkezi ile temasa geçilmiş kaynak suyu analizleri yaptırılmış, suyun nitelikleri ve tıbbi raporu tam olarak tespit edilmiştir. 1990 yılından beri gerek Büyük İçmelerde gerekse Küçük İçmelerde yatırımlara başlanmış ve on yılların yıprattığı tesisler restore edilmiştir. Her şeyin ötesinde mineral suların ulusal bir hazine olduğunun bilincinde olan yönetimimiz üniversiteden destek ve danışmanlık alarak Tuzla Kaplıcalarının Türkiye ekonomisine en üst düzeyde katkısını sağlamayı amaç edinmiştir.
11 Ağustos 2008 Pazartesi
BALÇOVA KAPLICALARI

Termal Su Özellikleri Fiziksel ÖzelliklerRenksiz, BerrakKimyasal ÖzelliklerSodyum, kalsiyum sülfat, bikarbonatlı termal SULAR, aynı zamanda 4,6 mg/lt florür, 112.46 mg/lt karbondioksit içermekte olup radyoaktif özelliğe sahiptir.Fiziko Kimyasal ÖzelliklerPh: 6,42toplam Mineralizasyon1487 mg/lt.Sıcaklık90 ºC......Tedavi (Endikasyon) Özellikleri :kaplıca suyunun sağlık bakanlığınca tespit edilmiş tedavi özellikleri aşağıda belirtilmiştir: Hekim kontrolünde banyo uygulamaları seklinde romatizmal (osteoartrit, romatoid, spondilartropatiler, bölgesel ağrı sendromları) ve nörolojik hastalıkların (miyaljiler, inme sekelleri vb) kronik dönemlerinde, ortopedik sekellerin yardımcı/tamamlayıcı tedavisinde kullanılabilir niteliktedir. birçok hastalığın tedavisi yanında iyi bir dinlenme ve dinçlik kazanmaki
de tercih nedenidir.
Selânik Atatürk Evi



Atatürk 1881 yılında Selanik'te doğmuştur. Onun, doğduğu, çocukluk ve gençlik günlerinin bir kısmını geçirdiği, memleketin hür bir idare rejimine kavuşması için arkadaşları ile birlikte karar verdiği tarihi ev bugün (Atatürk Evi) adıyla müze olarak tanzim edilmiş ve ziyarete açılmıştır.
Atatürk Evi bugünkü Selanik'in Aya Dimitriya mahallesinde ve Apostolu Pavlu caddesi üzerinde 75 numaradadır. Bitişiğinde Türk Konsolosluğu vardır.
Selanik'te Atatürk Evi, arşiv kayıtlarına göre, Selanik'in Koca Kasım Paşa mahallesi, Islahhane caddesi üzerindedir. Ev, bodrumu ile birlikte üç katlı ve bir avlu içerisindedir.
Selanik arşiv belgelerinden edinilen bilgilere göre, şimdi müze olan Atatürk Evi, 1870 yılından önce Rodoslu müderris Hacı Mehmed tarafından yaptırılmış olup önce İbrahim Zühdü adlı birisine, daha sonra da yine Selanik halkından Abdullah Ağa ve Eşi Ümmü Gülsüm'e satılmıştır. Bu kayıtlardan anlaşıldığına göre Ev, Atatürk'ün babası Ali Rıza efendi tarafından inşa ettirilmemiş, sahiplerinden kiralanmıştır.
Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi, bir süre Selanik Evkaf katipliğinde bulunmuş, gümrük memurluğu yapmış, 1876 yılında da Selanik "Asakir-i milliye taburunda birinci mülazım olarak görev almış, daha sonra serbest ticaret hayatına atılmıştır.
Selanik'in tanınmış ailelerinden Sarıgüllü Hacı Sofulardan Feyzullah Ağa'nın kızı Zübeyde Hanım'la 1878 yıllarına doğru evlenen Ali Rıza Efendi Kırmızı Hafız diye şöhret bulan babası Ahmed Efendi'nin (Subaşı) mahallesindeki evinden ayrılarak Koca Kasım Paşa mahallesindeki aslı vakıf olan şimdiki evi sahiplerinden kiralamış eşi ile birlikte bu eve taşınmışlardır. Ev o zamanlar, etrafı yüksek duvarlarla çevrili olup, harem ve selamlığı olan üç katlı tapu kayıtlarına göre ( Bir bab fekani oda ve bir divanhane ve bir tahtessema ve iki bab tahtani oda, bir çeşme bir miktar avlu) klasik, çıkartmalı bir evdi. Dış yüzü sıva üzerine pembe boyalı olup alt pencerelerine emir, üst pencerelerine de ahşap kafesler yapılmıştır. Atatürk 1881 yılında bu evin ikinci katındaki sol tarafa düşen ocaklı odada doğmuştu. Ali Rıza Efendi'nin 1888 yılında ölümünden sonra, genç yaşında dul kalan Zübeyde Hanım, oğlu küçük Mustafa (Atatürk) kızları Naciye ve Makbule, ile biraz da geçim masraflarını hafifletmek üzere, bu pembe evden taşınmışlar, yanındaki daha küçük bir eve nakletmişlerdir. Zaman zaman, çocukları ile birlikte kardeşi Hüseyin Ağa'nın çiftliğine giden Zübeyde Hanım bu sırada Atatürk'ün ifadesiyle, iyi kalpli bir insan olan Ragıp Bey'le, bu küçük evde evlenmişlerdi. Atatürk, babasının sağlığında, kısa bir süre devam ettiği Şemsi efendi mahalle okuluna Pembe evde başlamış, babasının ölümünden sonra, önce Selanik Mülkiye Rüşdiyesi'ne kaybolmuşken, sonra buradan ayrılarak 1893 yılında Selanik Askeri Rüşdiyesi'ne geçmiştir. 1896 yılında Manastır Askeri İdadisi'ne 1899 yılında da İstanbul'daki Harp Okulu'na başladıktan sonra, tatillerinde Selanik'e gelen Atatürk yine annesi ve kardeşleriyle bu küçük evde oturmuşlardır.
Atatürk, 1902 yılında Harp okulunu da bitirmiş, Kurmay sınıfına başlayarak 1905 yılı başlarında Kurmay Yüzbaşı olmuştur. Bu tarihten İkinci Meşrutiyetin ilan edildiği 1908 yılına kadar Atatürk, vatan hizmetinde askerlik görevini yaparken, Şam'da bir kaç fikir arkadaşıyla 1906 da"Vatan ve Hürriyet" adını verdikleri gizli siyasi bir cemiyet kurmuşlardır. Ancak bu cemiyeti asıl Makedonya da faaliyete geçirmek istediğinden bir ara gizlice Selanik'e gitmiş ve orada arkadaşları ile birlikte bu cemiyetin şubesini kurmuştur. İkinci Meşrutiyetin ilanından evvel(1907) Selanik'te görev alan M. Kemal Atatürk, ailesi ile birlikte bu evde oturmuş, birçok siyasi toplantılar bu evde yapılmıştır. Daha sonra Trablusgarp ve Balkan savaşlarının patlak vermesiyle Selanik'ten ayrılan Atatürk'ün bundan sonraki hayatı artık mücadelelerle doludur.
Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım da Selanik'te çok kalmamış, Balkan harbinden sonra birçok Türk aileleri gibi kızı Makbule(Atadan) ile birlikte Selanik'ten göçmüş. İstanbul'a gelerek Beşiktaş-Akaretlerde bir eve yerleşmiş, Milli Mücadele yıllarında da Ankara'ya gelmiştir. Ancak, Ankara'nın iklimi sağlığı için elverişli olmadığından Zaferden sonra İzmir'e gönderilmiş, 1923 yılında orada vefat etmiştir.
Balkan harbinden sonra, Selanik Yumanlıların elinde kalmış o güne kadar Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın oturduğu ev de Lozan antlaşması hükümlerince Yunan Hükümetine intikal etmiştir. Yunan Hükümeti de evi Yunanlı bir aileye satmıştır.
Cumhuriyet'in Onuncu yıl dönümü (29 Ekim 1933) dolayısıyla, Selanik Belediyesi, Türk-Yunan dostluğu ve Balkan Konferansının bir hatırası olarak, Atatürk'ün doğduğu evin çift kanatlı kapısının sağ köşesine mermer bir plaka yerleştirmiştir. Plakanın üzerinde Türkçe, Elence ve Fransızca olarak şu ibare yazılıdır;
(Türk milletinin büyük müceddidi ve Balkan ittihadının müzahiri GAZİ MUSTAFA-KEMAL burada dünyaya gelmiştir. İş bu levha Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle konulmuştur. Selanik, 29 Birinciteşrin 1933)
4 Kasım 1933 tarihinde Türkiye'nin Atina Elçisi ve elçilik mensupları Makedonya Genel Valisi, Selanik Belediye Başkanı ve Yunan ileri gelenlerinin katılmasıyla bir tören yapılmış, plaka bu törende yerine konmuştur. Selanik Belediyesi , daha sonra evin, Yunanlı sahibinden satın alarak Atatürk'e hediye edilmesini de kararlaştırmış ev ancak 19 Şubat 1937 de boşaltılabilmiş ve anahtarları Selanik Konsolosluğumuza teslim edilmiştir.
Bu olaydan sonra, Atatürk Evi, Selanik'teki Türk Konsolosluğu'nun bakımına verilmiş ve evin zemin katında sonradan açılan dükkanlar kaldırılarak eski şekline getirilmiş, sonradan sarıya boyanan ev yine pembe renkle, boyanmış, çatısı aktarılarak onarılmıştır. 1950 yılında daha geniş çapta büyük onarım gören Atatürk Evi'nin (Atatürk Müzesi) olarak tanzimi düşünülmüş ve bu konuda Dışişleri Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı çalışmalara başlamıştır.
Atatürk Evi'nin tanzim ve teşhiri konusunda fikirlerini almak üzere milli Eğitim Bakanlığınca bazı kişilere baş vurulmuş gerekli eşya İstanbul Dolmabahçe ve Topkapı Saraylarından seçilerek Selanik'e gönderilmiştir. Böylelikle Evin bütün odaları eski şekline göre ayrı ayrı değerlendirilmiş 10 Kasım 1953 günü törenle ziyarete açılmıştır.
Bugün Müze olarak ziyarete açık bulunan Selanik'teki Atatürk Evi, Selanik Başkonsolosluğumuzun da bulunduğu etrafı duvar parmaklıklarla çevrili bir bahçenin ana caddeye bakan köşesi üzerindedir. Ev üzeri tuğla çatılı, çıkartmalı, eski Türk evleri tipinde ve zemini ile birlikte üç katlıdır. Zemin kat üzerindeki birinci ve ikinci katlar dikdörtgen şeklinde kafesli pencerelerden ışık almaktadır. Eve caddeye açılan çift kanatlı kapısından girilir.
Zemin Kat: Kapıdan tuğla döşemeli bir hole girilir. Sağdaki birinci oda, kiler, ikincisi mutfaktır. Kilerde mutfak eşyaları (Bakır kaplar, toprak testiler, çömlekler, balta, havan ve küpler, sandıklar) teşhir edilmektedir. Mutfakta dolap ve raflar vardır. Soldaki birinci oda (Hizmetçi odası), ikinci oda (Merdivenli Sofa) dır. Buradan birinci kata çıkılır.
Birinci Kat: Buraya bahçedeki çıkartma taş merdivenle girildiği gibi zemin kattaki merdivenli Sofadan da girilmektedir. Girişte ahşap tavanlı geniş sofa vardır. Sofanın bahçeye bakan atlas perdeli üç penceresi önünde yastık ve işlemeli yaygılarla döşenmiş bir sediri bulunmaktadır. Sofanın orasında yuvarlak ahşap bir masa durmaktadır. Sofanın bahçe girişinde, sağda (Misafir odası) ve bu odadan geçilen küçük bir (Sandık odası) bulunmaktadır. Misafir odası, kadife koltuk ve kanepeler, atlas perde, aynalı komodin, bakır mangal ve sehpalarla döşenmiştir. Duvarda ibrişim işleme bir yazı levhası, bir duvar saati asılıdır. Soldaki birinci küçük oda (mutfak) tır. Burada ocaklar ve çeşitli mutfak eşyaları yer almaktadır. İkinci oda Yatak odasıdır. Odanın bir köşesinde , çift kişilik demir bir karyola bulunmaktadır. Yatağın baş uçundaki duvarda, gümüş kılaptanlı, kırmızı atlas cüz kasesi içerisinde bir Kur'an-ı Kerim ve bir levha asılı, Levhada Fetih Süresinin ilk ayeti olan (inna fetehnaleke fethan mübina) yazılı. Karyolanın önünde pirinç bir mangal, caddeye, bakan atlas perdeli pencereler boyunca da döşenmiş bir sedir bulunmaktadır.
İkinci Kat: Birinci katın sandık odası bitişiğindeki merdivenli sofadan ikinci kata çıkılır. Buradaki sedirli sofa da birinci kat sofasının aynı olup yalnız daha küçüktür. Girişte sağdaki alçı işleme tavanlı oda (çalışma odası) olarak yarılmıştır. Atatürk'ün doğduğu bu odada, Atatürk'ün tunç bir büstü ile, bir yazı masası, pirinç mangal, koltuklar yer almaktadır. Duvarlarda Atatürk'le ilgili levha ve tabaklar asılıdır. Sağdaki (Yatak odası) Atatürk Müzesi haline getirilmiştir. Vitrinlerde Atatürk'ün kullandığı elbiseler ve şahsi eşyaları görülür. Atatürk'ün hayatına ait fotoğraflarla, okul çağlarına ait belgeler sıralanmış, bir de küçük Atatürk kitaplığı kurulmuştur. Yatak odasının bitişiğinde tahta parmaklıklı bir teras mevcuttur.
Selanik'teki Atatürk Evi'nin son onarımı, düzenleme ve sergilemesi 1981 yılında yapılmıştır.
Atatürk'ün Hayatı

Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938)
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı.
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı.
1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi.
Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi.
1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir.
ADANA

Ulu Cami ve Külliyesi (Ramazanoğlu Cami-Merkez): Ramazanoğlu Beyliği döneminin ünlü beylerinden Halil Bey tarafından 1507 yılında yaptırılmıştır. Külliye; cami, medrese, türbe (Halil Bey Türbesi), vakıf sarayı olarak adlandırılan harem dairesi ve Tuz Hanı da denilen selamlıktan oluşmakta olup, karemsi plan üzerine kurulmuştur.
Klasik Osmanlı camilerinden farklı olarak kitle etkisi çok fazla dikey olmayan Ulu Cami, Memluk ve Selçuklu üsluplarını yansıtmaktadır.
Cami, mimarisi ile olduğu kadar, taş işçiliği, renkli taş ve İznik çini süslemeleri ile de ünlüdür. Kare ve altıgen plakalar halinde, sıraltı tekniği ile yapılmış olan ve izleyenlerde hayranlık uyandıran çini süslemelerde, dönemin özgün renklerine uygun olarak, beyaz zemin üzerine turkuvaz, lacivert ve kırmızı hakimdir.
Yağ Cami (Eski Cami-Merkez): Saint Jacques Kilisesi'ne ekler yapılarak 1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye çevrilmiştir. Halil Beyin oğlu Piri Mehmet Paşa, 1525'de minaresini, 1558'de de medresesini yaptırmıştır. Selçuklu Ulu Cami mimarisi tarzındadır.
Hasanağa Cami (Merkez): 1558 yılında Piri Mehmet Paşa zamanında Hasanağa (Hasan Kethüda) tarafından yaptırılmıştır. Klasik devir (1501-1703) cami tipinin Adana'daki tek örneğidir. Planının Mimar Sinan tarafından yapıldığı söylenmektedir.
Hoşkadem Cami (Kozan): 1448 de Memluk emiri Abdullah Hoşkadem tarafından yaptırıldığı kitabesinden anlaşılmaktadır. Oldukça görkemli bir yapıya sahip cami, dikdörtgen planlıdır.
Kurtkulağı Cami (Kurtkulağı Köyü-Ceyhan): 1601 yılında Haydar Ağa adlı bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır. 1659 da Mimar Mehmet Ağa tarafından onarılmış ve ön tarafta duvarlarla çevrili avlunun bir kısmı eyvana dönüştürülmüştür.
Boyutlandırma uyumu, özellikle eski minarenin ana yapı ve kubbelere oranı ile, Türk Mimarisi içinde ayrı bir yer işgal edebilecek yapılardan birisidir.
Klasik Osmanlı camilerinden farklı olarak kitle etkisi çok fazla dikey olmayan Ulu Cami, Memluk ve Selçuklu üsluplarını yansıtmaktadır.
Cami, mimarisi ile olduğu kadar, taş işçiliği, renkli taş ve İznik çini süslemeleri ile de ünlüdür. Kare ve altıgen plakalar halinde, sıraltı tekniği ile yapılmış olan ve izleyenlerde hayranlık uyandıran çini süslemelerde, dönemin özgün renklerine uygun olarak, beyaz zemin üzerine turkuvaz, lacivert ve kırmızı hakimdir.
Yağ Cami (Eski Cami-Merkez): Saint Jacques Kilisesi'ne ekler yapılarak 1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye çevrilmiştir. Halil Beyin oğlu Piri Mehmet Paşa, 1525'de minaresini, 1558'de de medresesini yaptırmıştır. Selçuklu Ulu Cami mimarisi tarzındadır.
Hasanağa Cami (Merkez): 1558 yılında Piri Mehmet Paşa zamanında Hasanağa (Hasan Kethüda) tarafından yaptırılmıştır. Klasik devir (1501-1703) cami tipinin Adana'daki tek örneğidir. Planının Mimar Sinan tarafından yapıldığı söylenmektedir.
Hoşkadem Cami (Kozan): 1448 de Memluk emiri Abdullah Hoşkadem tarafından yaptırıldığı kitabesinden anlaşılmaktadır. Oldukça görkemli bir yapıya sahip cami, dikdörtgen planlıdır.
Kurtkulağı Cami (Kurtkulağı Köyü-Ceyhan): 1601 yılında Haydar Ağa adlı bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır. 1659 da Mimar Mehmet Ağa tarafından onarılmış ve ön tarafta duvarlarla çevrili avlunun bir kısmı eyvana dönüştürülmüştür.
Boyutlandırma uyumu, özellikle eski minarenin ana yapı ve kubbelere oranı ile, Türk Mimarisi içinde ayrı bir yer işgal edebilecek yapılardan birisidir.
Mavi Yolculuk .. Tekne Gezileri .

Mavi Yolculuk, Türkiye'de bazı aydınların Anadolu’nun Ege ve Akdeniz kıyılarında , yöredeki ilkçag kültürlerini tanıtmak amacıyla gerçeklestirdigi yolculuklara verilen isimdir. Mavi yolculuk, salt bir keyif ve eğlence gezisi olarak ele alınmamalıdir. Dinlenme ve eğlenmenin yanı sıra insanın dağarcığına da bir şeyler katabildiği bir tatil şeklidir Mavi Yolculuk. Akdeniz'in Fatimiler'den, Kartacalılar'a, Roma'dan Osmanlı'ya uzanan tarihini kucaklayan, heyecanlı fakat rahatlatıcı, farklı ve nostaljik bir gezidir. Gelenegi olan bir tatil seklidir Mavi Yolculuk... Her sey belki de Cevat Sakir'in 1925 yilinda Resimli Hafta dergisinde çikan "Hapishanede idama mahkum olanlar bile bile asilmaya nasil giderler" adli öyküsünden dolayi Istiklal Mahkemesi tarafindan Bodrum'da 3 yil "kalebent"lige mahkum edilmesiyle basladi. Cevat Sakir'in Bodrum'daki yasantisinin kisa sürede cezadan çok keyfe dönüstügünü gören yetkililer onu tekrar Istanbul'a aldilar. Cezasinin son yarisini Istanbul'da tamamlayan Cevat Sakir tekrar Bodrum'a yerlesti ve orada 25 yil yasadi. Bu dönemde yazdigi yazilarda Bodrum'un Karya dönemindeki adindan esinlenerek "Halikarnas Balikçisi" takma adini kullandi. Bodrum'un güzellesmesine ve bugünkü önemine kavusmasina büyük katkisi oldu. ILK MAVI YOLCULUK , Istiklal Mahkemes’ince Bodrum’da kalebentlige mahkum edilen ve cezasi bittikten sonra da uzun süre orada kalan Halikarnas Balikçisi’nin öncülügünde 1945 de yapildi. Bu gezide Sabahattin Eyüboglu , Bedri Rahmi Eyüboglu , Sabahattin Ali , sair Fuat Ömer Keskinoglu ve Benya adindaki Romen dostlari , Samim Karagöz’ün sagladigi “ Macera “ isimli tekneyle Kusadasin’dan çikip serüvenli bir yolculukdan sonra Bodrum’a ulastilar. Ikincisi, aralarinda yine Halikarnas Balikçisi , Sabahattin Eyüboglu ve Azra Erhat’in da bulundugu birçok yazar ve sanatçidan olusan bir grupla 1956’da yapilan Mavi Yolculuk , özellikle 1961 ve 1962 den sonra Sabahattin Eyüboglu’nun öncülügünde “Hürriyet" adli tekneyle gerçeklestirildi. Genellikle Gökova körfeziyle Marmaris Antalya arasindaki kiyilarda gerçeklestirilen yolculugun amaci eglenceden çok dogadan kopan insani dogayla yeniden bulusturmak ve cografyayla tarihi kültür hazineleriyle birlikte dogal güzellikler içinde özümsemekti. Halikarnas Balikçisi bu dönemde arkadaslari Sabahattin Eyüboglu ve Azra Erhat gibi hümanist aydinlarla küçük balikçi veya süngerci tekneleriyle birkaç günlük kisa Gökova turlari yapmaya basladi. 1950 ortalarindan itibaren her yil artan sayida insanin katilimi ile sürdü bu geziler. Bu turlara "Mavi Yolculuk" adini çok mütevazi sartlarda baslayan bu ilk yolculuklari yapanlar verdiler.Sabahattin Eyüboglu’nun ölümünden sonra(1973) bu gelenek dört ayri koldan ( Oguz Akan , Ali Ugur, Mehmet Eyuboglu ve Cengiz Bektas gruplari) 1987’ye kadar sürdü. Azra Erhat bu yolculuklarin felsefesini ve kendi gözlemlerini Mavi Anadolu (1960), Mavi Yolcuk (1962) ve Karya’dan Pamfilya’ya Mavi Yolculuk kitaplarinda dile getirmisti.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



